Ayşe Demir
06.06.2026 12:37:16
Düzce'nin Hikâyesi Henüz Tam Yazılmadı
Türkiye'de bazı şehirler vardır; sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarını ne kadar değerlendirebildikleriyle konuşulur. Düzce ise bunlardan biraz farklı. Çünkü bu şehir, sahip olduğu potansiyel konuşuldukça insanın aklına hep aynı soru geliyor: "Acaba gerçek gücünün ne kadarını kullanabiliyor?"
Karadeniz ile Marmara'nın kesişim noktasında bulunan, iki büyük metropole birkaç saatlik mesafede yer alan, verimli tarım arazilerine, güçlü sanayi bölgelerine, turizm potansiyeline ve genç nüfusa sahip bir şehirden bahsediyoruz. Üstelik sadece coğrafi avantajları da yok.
Düzce'nin asıl zenginliği insan yapısında gizli.
Bu şehirde Hemşinli de var, Abhaz da var, Çerkes de var, Gürcü de var, Laz da var, Balkan muhaciri de var. Farklı kültürlerin yıllardır kavga etmeden, birbirini dönüştürmeden, aksine birbirini zenginleştirerek oluşturduğu özel bir toplumsal yapı mevcut. Türkiye'nin birçok yerinde özlenen komşuluk ilişkileri, hemşehrilik dayanışması ve sivil toplum kültürü hâlâ yaşamaya devam ediyor.
Belki de bu yüzden Düzce'de insanlar birbirlerinin düğününe de cenazesine de gidiyor; siyasi görüşler değişse de selamlaşma kültürü tamamen kaybolmuyor.
Fakat bütün bu güçlü yanlara rağmen şehir uzun zamandır potansiyelinin biraz gerisinde ilerliyor.
Haksızlık etmemek gerekir; bugüne kadar görev yapan yöneticiler, belediye başkanları, milletvekilleri, bürokratlar ve sivil toplum temsilcileri önemli hizmetler yaptı. Şehir büyüdü, yollar yapıldı, yatırımlar geldi, organize sanayi bölgeleri gelişti. Ancak insan ister istemez şu düşünceye kapılıyor: Düzce bunların daha fazlasını başarabilecek bir şehir değil mi?
Çünkü ortada sıradan bir şehir yok.
Türkiye'nin en önemli ulaşım akslarından birinin üzerinde bulunan, üniversitesi olan, sanayisi büyüyen, tarım üretimi güçlü, doğal güzellikleri her geçen gün daha fazla keşfedilen bir şehirden söz ediyoruz. Böyle bir şehir, yalnızca büyüyen değil; bölgesine yön veren bir merkez de olabilir.
Belki de Düzce'nin ihtiyacı olan şey daha fazla yatırım değil, daha büyük bir ortak vizyondur.
Şehrin sahip olduğu imkânları birbirinden bağımsız projeler olarak değil, tek bir hedef doğrultusunda değerlendirebilmek... Turizmi, sanayiyi, tarımı, üniversiteyi ve sivil toplumu aynı masada buluşturabilmek...
Düzce'nin eksikliği çoğu zaman kaynak değil, koordinasyon gibi görünüyor.
Bugün Akçakoca sahilleri, Kardüz Yaylası, Efteni Gölü, Aydınpınar Şelaleleri, fındık üretimi, sanayi bölgeleri ve üniversitesi ayrı ayrı değerlendirildiğinde bile birçok ilin önüne geçebilecek güçte. Fakat bunların toplam etkisi henüz şehrin gerçek kapasitesini yansıtacak seviyeye ulaşabilmiş değil.
Belki de Düzce'nin önündeki en büyük mesele budur.
Çünkü bazı şehirler sorunlarını çözmeye çalışır. Bazı şehirler ise potansiyellerini gerçekleştirmeye çalışır.
Düzce ikinci gruptadır.
Bu yüzden şehir hakkında konuşurken sürekli eksiklerden değil, kaçırılan fırsatlardan söz ediyoruz. Çünkü Düzce'nin meselesi sahip olmadıkları değil, sahip olduklarını ne kadar ileriye taşıyabildiğidir.
Ve bu hikâyenin sonu henüz yazılmış değil.
